Akil ALESKER

mahmer-nineAzerbaycan’ın başkenti Bakü, külekler (rüzgárlar) şehridir… Rüzgár bir anda Bakü’nün durumunu değiştirir… Tıpkı “Türkiye-Ermenistan sınırı açılıyor” söylentisinin Bakü’de kopardığı fırtına gibi…

Mahmer nine: Yoh, kurban olum açmayın. Gül Erdoğan’a deyin ki, icaze vermesin. Talat müellim: Demirel olsa bunu yapmazdı. O Heydar Baba’nın en yahşı arkadaşıydı.

Sevda teyze: Türkiye yardım etsin toprağımızı alalım, sonra ne isterse yapsın.

Ama bu fırtına Bakü’yü çok kötü yakaladı… Özellikle, 1 milyondan fazla Karabağ kaçkınının (Karabağ göçmeni) büyük bölümünün yaşadığı bölgelerde çok yürek sızladı. Azerbaycan’da bir atasözü var: “Uman yerden küserler.” Bugünlerde her evde bu atasözü dilleniyor. Henüz sınırlar açılmamışken, Türkiye’nin resmi kurumları bu yönde art arda tekzip metinleri yayınladıkları halde, Azerbaycan Türk’ü ortada dolaşan sözlerden çok incinmiş. Yüreklerdeki Türkiye sevgisi buruklaşmış.

Bakü’deki Karabağ kampı hüzün kokuyor

Bakü’nün Yasamal diye adlanan ilçesindeki kaçkın (göçmen) yurtlarına gittik. Eskiden üniversite öğrencilerinin yurtları olan “yatakhaneler” 1993’ten beri kaçkın barınağına çevrilmiş. Her geçen gün güzelleşen Bakü ile Bakü’nün merkezinde yerleşen bu kamp arasında büyük fark var. Çok eski binalardan oluşan kamp, hüzün ve keder kokuyor… Yurtların olduğu bölgeye girer girmez dikkatimiz “Helal Türk Döneri” afişli dükkána yöneldi. Dönerci dükkánını çalıştıran Karabağ’ın işgal altındaki Zengilan İlçesi’nden olan Ahmet usta, “Hepimiz Türk’üz. O sınır açılmaz. Kendinize başka mevzu arayın ay bala” diyor da başka söz dillendirmiyor.

Hürriyet yazsın çaremiz bulunsun

Rehberimiz, işgaldeki Laçın’dan tarih öğretmeni Koşkar Amirli. Dönercinin hemen yanı başındaki çay ocağına geçiyoruz. Çay ocağının sahibi Resul beg, “Büyükler nasıl uygun bilirse öyle olur” diyor. O öyle diyor ama geliş sebebimizi öğrenen hemen herkes, son derece rahatsızlıkla, “Türkiye Ermenistan’la sınırları açıyormuş” diye bizi soru yağmuruna tutuyor. Çayevinin eski sakinlerinden Talat Müellim, (Hoca-öğretmen) bildirir ki: “Hürriyet bir nömreli (numaralı) gazetedir. Sesimize ses versin, derdimiz çare bulsun. Deyin ki, Türkiye Ermeni’ye yakın durmasın. Demirel (Süleyman Demirel’i kastediyor) olsa bunu yapmazdı. O Heydar Baba’nın (Haydar Aliyev) en yahşı arkadaşıydı. Başkalarını bilmem ama milliyetçiler asla Ermeni’yle yaklaşmazdılar.”

Gençler: Sınır açma ihanettir

Çay ocağında nerd (tavla) oynayan gençler öfkeli: “Türkiye’nin Ermenistan’la sınırları kaldırması Azerbaycan’a ihanettir.” İşgal altındaki Füzuli’den Tural adlı genç, kendilerine de kızıyor: “Bu meselede bizim de suçumuz var. Neden topraklarımızı bir an önce azat etmiyoruz ki, sınır konusu ile ilgili kardeşimizle yüz yüze geliyoruz.” Kampın içine doğru yürüyoruz. Rehberimiz Koşkar, yurtlara çıkarken, buraların önceleri daha feci durumda olduğunu, devletin tamir ettirdiğini anlatıyor. Merdivenlerle yukarıya kalkarken küçük ve tahtadan dükkán, tıraş salonu, çay ocakları yol boyu uzanıyor. Hepsinde de gözlerinde toprak hasretinin hüznü var. Dedelerinin, ninelerinin ve diğer yakınlarının mezar taşlarını bile özlemişler. Ermenilerin, darmadağın ettiği mezar taşlarını… Bir nine çıkıyor karşımıza. İsmi Mahmer. Füzuli İlçesi’nden olup, 1994 yılında Bakü’ye sığınmış. Yaşı 70’in üzerinde, her gün yüzlerle lavaş ekmeği fırınlayıp satıyor. O ekmeklerin parası puluyla da şehit evladının çocuklarına bakıyor. Tatlı Karabağ lehçesiyle, “Kurban olum, ben hara, reportaj hara” diye işin içinden sıyrılmak istiyor. Bizden önce Koşkar dilleniyor nineye; “Nine, Türkiye Ermenistan’la sınırları açsın mı?” diye. Ninenin yüzü bir anda değişiyor: “Yoh, kurban olum, açmasın. Evladım sen Ermeni’yi bilmezsin. O Türkiye’yle birleşse, bizim halımız yaman olur. Meni (beni) yaman güne koymayın ay bala. İmkán vermeyin sınırlar kalksın. Bu Ermeniler, Türkiye’nin de başına bela olar.” Türkiye siyasetçilerinden Süleyman Demirel ile Turgut Özal’ı tanıyan Mahmer Nine, Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül’ü aynı kişi sanıyor: “Evladım, Türkiye’ye gidende Gül Erdoğan’a deyin ki, Azerbaycan’la Türkiye’nin arasına Ermenistan’ın girmesine icaze vermesin.” Gözüme Karabağ toprağı döksünler Her kapının önünde küçük bir lavabo ve elektrik sobası… En az beş-altı kişilik ailelerin hepsi 15-18 metrekarelik odalara sığınmışlar. Karabağ’ın güzel Halefşe Köyü’nden Sevda Teyze yarım yamalak yaptığı mutfağa benzer bir yere her eşyasını taşımış ki, odasında biraz nefes alabilsin. Türkiye’de yaşananlar uykusunu kaçırmış, sitem ediyor: “Ay bala, Türkiye’ye ne oldu ki, böyle karar aldı.” “Teyze, henüz böyle bir karar yok” diyoruz ama teyzemiz, “Bu kadar adam yalan konuşmaz. Bir şeyler var ki, konuşuluyor” diye, bizi susturuyor: “Bizim topraklarımız azat edilmeyene kadar Türkiye, Ermeni’ye yüz vermesin. Ermeni vahşetinden Bakü’ye sığınmışız. Ama bize vatanımız lazım. Ölürken gözüme Karabağ toprağının dökülmesini istiyorum. Birçoğumuz en aziz nimet gibi Karabağ toprağını getirmişiz ki, hiç olmasa o toprağa böyle kavuşak. Gönül ister ki, Karabağ toprağına gömülsün mezarımız. Türkiye, Ermenilerle iyi geçinmek istiyorsa, önce Azerbaycan’a yardım etsin ki, topraklarımızı alalım, sonra ne isterse yapsın.”

Gül halimizi görse Ermeni ile dost olmaz

İçerilere ilerliyoruz. Sırf Türk oldukları için akrabaları soykırıma uğrayan, yerinden yurdundan edilen Karabağ kaçkınları, yurtlarına kavuşmanın hasretiyle yıllardır işte buralarda yaşıyor. Karşımıza o yurtta kalan bazı ailelere her ay yardım ettiğini öğrendiğimiz Ofeliya Nazarlı adlı kadın çıkıyor. 1990 yılından bu yana hayır işleriyle uğraştığını söyleyen Ofeliya Nazarlı, “Umut Işığı” adlı bir kuruluşun başkanı. “Ben şahsi paramla her ay Hocalı’dan gelen birkaç aileye yardım ediyorum” diyen Nazarlı, “Sayın Abdullah Gül bu insanların nasıl yaşadığını görse, hiçbir zaman Ermenilerle dost olamaz” diyor. Sınır konusunun göçmenlerde çok kötü etki bıraktığını dile getiren Nazarlı, sözünü “Biz bir millet iki devletik, Ermeniler bu birliğe gölge salmak istiyor” diye tamamlıyor. Sevda teyze bir avuç yerde bulaşık yıkamaya çalışıyor. Yurdun içi feci kokuyor. Yıllardan beri mutfağı olmayan bu insanlar yemeklerini koridora koydukları eski Sovyet modeli elektrik sobalarında yapıyor. Yemeklerin kokusu birbirine karıştığından koridorda durmak nerdeyse imkánsız. Nizami emi, 7 kişilik ailesini işte bu kırık dökük maşının (arabanın) bagajında sattığı sebze meyveyle geçindiriyor. Günlüğü 2 dolar.

Kardeşliğe halel gelmesin

Rahim Hüseyinzade (Azerbaycan Basın Konseyi Başkan Yardımcısı) ” Türkiye’den Ermenilerle sınırı kapatsın talebimiz olmadı. Fakat Ermenilerin Azerbaycan’a karşı saldırısı, Hocalı soykırımı gibi uluslararası suç işledikleri ve sözde soykırım iddiası ile Türkiye’den toprak ve tazminat talep ettikleri sebebi ile kardeş ülke sınırları kapalı tutup ve o zaman bildirip ki, Ermeniler haksız ve tecavüzkár adımlarından vazgeçmeseler, sınırlar kapalı kalacak. Ermenistan tarafı bir adım dahi geri durmazken, neden Türkiye Ermeni karşısında taviz veriyor. Düşünüyorum ki, Türkiye kardeşliğimize halel gelmemesi için bunu yapmamalıdır.”